anapara.com

‘2016’nın 2. yarısına dikkat!’

Dokuz yıl aradan sonra ilk defa faiz artıran FED'in bu politikasına Merkez Bankası'nın aksiyonu ne olabiliri, Neşter'deki köşesine taşıyan Cüneyte Akman bu yazısında özellikle 2016'nın ikinci yarısı için uyardı.

Cüneyt Akman'ın işte o yazısı:

ABD Merkez Bankası yıllardır konuşulan, hakkında endişe duyulan, sürekli ertelenen faiz artışını nihayet yaptı. Gerçi yapılan artış önceden beklendiği gibi sadece 25 baz puan… Yani % 1’in çeyreği, yani % 0,25… Fakat önemli olan artık faiz yükselişi döneminin başlamış olması. Bu gerçekten dünya ekonomisi (ve belki de Türkiye için) yeni bir dönem. Peki ama niye?

Biraz geçmişe dönelim. Amerikan Merkez Bankası, ya da kısa adıyla Fed, son faiz artırımını Haziran 2006’da yapmıştı. Demek ki 10 yıldır herhangi bir faiz arttırımı söz konusu bile değildi. Öte yandan ABD’deki 2007 Mortgage (ipotek) krizi, önce kredi krizine, sonra da tüm dünyayı saran genel bir ekonomik krize dönüşünce Fed arka arkaya faiz indirerek “Federal Funds Target Rate”i neredeyse 0 seviyesine çekmişti. Bununla da yetinmeyen Fed, faiz indirmeleri tek başına işe yaramayınca zor durumda kalan bankalara sermaye şırınga etmiş; sonra bu doğrudan para enjeksiyonunu piyasadaki sorunlu “toksik” tahvil/bono ve türev menkulleri satın alma yoluyla, Quantitative Easing” (QE, Nicel Genişleme) tabir edilen bir yöntemle sistematik bir hale getirmişti. Böylece kriz başlangıcında 900 milyar Dolar civarında seyreden merkez bankası bilançosu adeta balon gibi şişmiş ve 4 trilyonu aşmıştı. Fed nihayet QE ile her ay yaptığı 85 milyar dolar civarındaki tahvil alımlarını tedricen azaltacağını 2013 ortalarında duyurdu. Daha sonra normalleşme/”tapering” sürecinde niteliksel bir sıçrama yaparak Ekim 2014’te bu tahvil alımlarını büsbütün durdurdu. Bu “normalleşme” (Fed bilançosunun kriz önceki seviyelere yavaş yavaş indirilmesi kast ediliyor) sürecinde önemli bir adımdı. Bilanço büyümesi; yani dünyayı Amerikan Doları’na boğma, likidite pompalama devrinin sonunu işaret ediyordu. 2013 ortalarında sadece bunun duyulması bile başta Türkiye olmak üzere Gelişmekte Olan Ülkeler’de panik yaratmış; TL ve başka GOP para birimleri o zamandan bu yana değer yitirir olmuştu. (Çünkü biz dahil bu ülkelere gelen sıcak para ya da bildiğimiz kredinin en önemli kaynağı işte Fed’in bilançosunun şişmesi ile yaratılan Dolar’lardı.)

Fakat bilançonun büyümemesi tam anlamıyla bir normalleşme sayılmazdı çünkü zaten çok şişikti. Peki ama ya bilançonun küçülmesi ve “0” faiz politikasından vazgeçilmesine kararverilirse ne olacaktı; asıl kıyamet o zaman kopmayacak mıydı? İşte dün alınan karar bu yeni dönemi simgeliyor! Ya da acaba simgeliyor mu?

O zaman sorabiliriz? Normalleşmenin daha önemsiz gibi görülen ilk aşamasının konuşulması bile Gelişmekte Olan Piyasa (GOP) ülkeleri ve para birimleri üzerinde neredeyse 2 yılı aşkın bir cehennem dönemi başlattıysa asıl normalleşmenin başladığı düşünülen dün geceki karar neden benzer bir kıyamet başlatmadı? Hatta neden tersine TL ve başka GOP paraları hafif değer kazandı ve tüm dünya borsalarındaki hisse senetlerinde ilk tepki olarak yükseliş yaşandı?
Öncelikle bu karar o kadar uzun süre, yapılacağı kesin olmakla beraber ertelenmişti ki, piyasadaki çoğu fon ve spekülatör pozisyonlarını kısmen ayarlayarak bu duruma hazırlanmıştı. Bunun da ötesinde son aylarda Fed başta olmak üzere çok sayıda kurum piyasalara “önemli olan ilk artış değil artışın miktarı ve sonraki artışların ivmesi” mesajını vermiş; son 1-2 ayda da 25 baz puanlık çok ufak bir artışın olacağı neredeyse kesinlik kazanmıştı. Yani piyasa buna tepkisini zaten daha önce tedricen vermiş, borsacı tabiriyle “bu faiz artışını satın almıştı.” Piyasanın dikkati 2016’da gelecek olan diğer artışlar hakkında Fed’in yapacağı yorumlardaydı.

Peki ama böylece her şey halloldu mu? “Panik yok, atlattık!” Öyle mi? Hiç de değil!

DERTLER ASIL BUNDAN SONRA BAŞLIYOR

Dün herkes Fed’in 25 baz puanlık beklenen artışı ile Fed hedef faizini 0,25-0,50 bandına çekmesinin ardından Fed Başkanı Janet Yellen’in konuşmasını bekledi. Yellen, yine zaten beklendiği gibi yatıştırıcı bir konuşma yaptı. Defalarca 2016’daki faiz arttırımlarının “tedrici” olacağını vurguladı. Bu faiz artışlarını daha sonra ani ve büyük bir artış yapmamak için ve gerekirse tekrar indirebilme imkanını elde etmek için yapıyoruz dedi. Yetmedi daha önce FOMC (Dünkü faiz artışını kararlaştıran Fed kuruluşu; Açık Piyasa Komitesi) açıklamalarında tekrar tekrar yazılmış bir şeyi vurguladı: Faizler daha uzun süre olması gerekenin altında tutulacak, para politikası olması gerekenden daha gevşek saptanacaktı. Sadece enflasyon beklentilerine değil gerçekleşen (ve düşük olması beklenen) enflasyon da dikkate alınacaktı. Belki en önemlisi (önceden alınmış) vadesi gelen tahvillerin Fed bilançosuna eklenmesine devam edileceğini vurguladı. Yani normalleşmede faiz yükselmesi ayağını bilançonun küçülmesi ayağı şimdilik takip etmeyecekti. Bütün bunlar elbette yatıştırıcı oldu. Ama her şey laflardaki kadar güzel ve pürüzsüz mü? Hiç de değil!

Hemen altını çizebileceğimiz bir sorun Fed’in dünkü açıklamalarında pekgörülmek istenmese de orta yerde duruyor. Açıklamada Fed’in 2016 sonu için hedef oranı % 1,4; bu durumda önümüzdeki yıl muhtemelen 4 faiz artırımı daha yapılacak. Halbuki piyasa 2, en fazla 3 artış bekliyordu 2016 için… Ayrıca bu %1,4, özellikle GOP ülkeleri paraları için kötü haber. Ya onlar da faiz arttıracaklar; ki bunlar düşük hammadde /petrol fiyatları ve/veya sermaye kaçışı nedeniyle ekonomik durgunluğun sınırlarındalar ve faiz arttırırlarsa resesyona girmeleri, hatta ülke iflasları hiç de az bir ihtimal değil… Ya da faiz arttırmayacaklar fakat bu takdirde paraları muhtemelen Dolar’a karşı hızla değer kaybedecek.

YA TÜRKİYE VE TÜRK LİRASI?

Türkiye de işte bu sorunla karşı karşıya… Piyasanın, zaten beklediği bir can sıkıntısından, ilk anda fazla etkilenmeyişine aldanılmamalı. Türkiye’den para kaçışı neredeyse iki senedir sürüyor. Hükümetin açıkladığı “Büyük Reform Paketi” piyasada kimseyi ikna edemedi. Çünkü kimse içinde “reform” bulamadı. Açıklanan şey, yakın zaman içinde oy getirecek bir herkese para dağıtma operasyonuydu. Bu ise istikrar değil,” sanki yeni bir seçim daha doğrusu referandum mu planlanıyor” endişesi doğurdu.

Dün geceki o ilk iyimserlik konusunda da hemen hatırlatalım ki yurtdışında Dolar’ın 6 büyük para birimine karşı ağırlıklı ortalamasını temsil eden Dolar Endeksi ilk anda bir nebze düşse de (97’li seviyelere) ardından 1-2 saat içinde yeniden 98’li seviyelere çıktı. Dolar’ın bu aşamada değer kaybetmesi için hiçbir neden görünmüyor; tersine küçük de olsa faiz artışı eninde sonunda Dolar’ı değerlendirecek.

BAKALIM TCMB FED KADAR CESUR OLABİLECEK Mİ?

Türkiye’de şimdi herkes gözünü ABD’deki Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) Türkiye’deki muadili olan Para Politikası Kurulu’nun (PPK) 22 Aralık’taki toplantısına dikti. Daha önce TCMB Başkanı Erdem Başçı, Fed faiz arttırırsa bizim merkez bankasının da onu takip edeceğinin sinyalini vermiş, piyasa tarafından pek tutulmayan faiz koridoru uygulamasının daraltılacağı ve basitleştirileceği sözünü vermişti. Şimdi beklenti “politika faizinde %1, koridorun alt oranı olan TCMB borç alma oranında İSE % 0,5’LİK bir faiz arttırımı… Ama “Saray”ın jöleli danışmanı, faiz artışına karşı olduğunu söylemek için bugünü bile bekleyemedi.

TCMB bu sabah TCMB, Fed sonrası ilk adımı atarak, YP zorunlu ve serbest hesaplara ödenecek faiz oranını yükseltti; Dolar cinsi zorunlu karşılıklara artık % 0,24 değil % 0,49 faiz ödeyecek. Peki bu yeterli mi? Hayır; belki ilk anda işe yarar ama önümüzdeki 22 Aralık PPK toplantısında, faiz artışı yapılmazsa Dolar/TL 3 TL’yi hızla geçer. Yetersiz bir faiz artışı yine bir süre idare etse de unutulmamalı ki gelecek sene hem para hem maliye politikasında belli bir gevşeme bekleniyor. Ülkeden para kaçışının ılımlı bir şekilde sürmesi bile Dolar’ı 3 TL sınırında hatta üstünde tutmaya yeteceği gibi; üstelik olanca gevşek politikalara rağmen yılın 2. Yarısı çok can sıkıcı bir ekonomik durgunluğun başımıza yeniden musallat olması anlamına gelebilir. Eğer iyi idare edilmezse bunu bir durgunluk olarak değil bir kriz şeklinde yaşamamız da muhtemel. Çünkü Türkiye’nin özellikle dış politikada ülkeye para getirecek yabancıları ürkütecek çok fazla sorunu da var.
Bir süredir “Gelişmekte Olan Piyasalar (GOP) için en kötüsü geride kaldı” deniyor. Bundan şüpheliyim. Genel olarak GOP kendini toplasa bile birkaç ülke 2016’da kelimenin tam anlamıyla mali olarak batabilir. Türkiye umarız aklını başına alır ve bu birkaç ülke arasına girmek için elinden geleni yapmaktan vazgeçer!

Ek:

Dün açıklanan Fed Funds Target Rate… Yani bir “Hedef” oran. Bankaların Fed aracılığıyla birbirine gecelik olarak borç verdiği oran… Bu oran Fed’in açıklamasıyla değil, piyasada belirleniyor. Belirlenen gerçek oran ise Effective Federal Funds Rate. Fed, açık piyasa işlemleriyle yani piyasada tahvil alım satımı yaparak bu faiz oranını sağlamaya çalışıyor ve bu konuda büyük ölçüde başarılı. Bu kez aynı ölçüde başarılı olacak mı; ya da 2008 krizinden beri pek çalışmayan aktarım mekanizmaları (yani Fed’in belirleyici olabildiği kısa vadeli faizler yoluyla piyasadaki diğer faiz oranları ve özellikle uzun vadeli faizleri de paralel hareket ettirecek mekanizmalar) bu kez çalışacak mı göreceğiz. Ama dün geceki kararın önemini görmek için yıllar içinde piyasada gerçekten oluşmuş Fed bankalararası faizlerine bir göz atmak faydalı olacaktır.