Fed: Finans Dünyası’nda yeni bir Çağ açıldı

0
288

Fed'in faiz artırımı kararının küresel piyasalar ve Trkiye üzerinde  ki muhtemel etkilerini değerlendiren Atilla Yeşilada konuyu Para Analiz'de değerlendirdi.

İşte Atilla Yeşilada'nın o yazısı:

Fed: Finans Dünyası’nda yeni bir Çağ açıldı

Yellen’in Çarşamba gecesi Dünya’ya ilan ettiği 25 puanlık faiz artırımı ile finans dünyasında yeni bir çağ açıldı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Ama nasıl olacak? Fed Lehman Krizin’den sarsılan ABD’yi kurtarmak için QE’leri başlatırken, bu zamazingonun nasıl çalışacağını, hangi değişkenleri nasıl etkileyeceğini bilmiyorduk, yol boyunca çok çeşitli sürprizlerle karşılaştık, mesela Türkiye gibi gayet kötü yönetilen ve yüksek tasarruf açığı olan ülkeler hızla zenginleştiler. Fed de QE’lerin nasıl çalıştığını bilmiyordu ki, kavram bir çok evrim geçirdi, sonunda ABD ekonomisini hala ayakta tutuyor, Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ, Piyasalar: GOP) ve riskli varlıklara son yıla kadar bayağı faydalı oldu,ama GOÜ’de akıl almaz bir borç yükü bıraktı geride.

Fed’in parasal normalleşmesinin de nasıl çalışacağını tam olarak kestiremiyoruz. Belki de konsensusun tersine faizler artırılmasın diye yalvaran Lawrence Summers gibi uzmanlar haklıdır. ABD ve daha genel olarak Dünya’da tasarruf sahibi ve sabit sermaye yatırımı yapmak isteyenlerin planlarını dengeleyen “doğal faiz” negatiftir. İlk faiz artırımı değil, ama bir dizisi ABD ve Dünya’yı resesyona ya da finansal krize sürükleyebilir.

Önce konsunsusdan başlayalım bu uzun hikayeyi anlatmaya. Doların değer kazanacağı konusunda herkes hem fikir. Biz Türkiye insanı, kısa vadeli düşünmeye şartlanmışız, bir yıl sonrası için bile plan yapmak fuzuli gelir anlayışımıza, çünkü içinde yaşadığımız sistemde çok fazla belirsizlik var. Halbuki, fonların sahibi olan Batı dünyasında uzun vade öngörülür, ve kısa vadeli aksiyonlara yansıtılır. Fed’in faiz artırımları ağır aksak da olsa 2018 yılından önce bitmez. Sonra ABD resesyona girmezse daha da sarsıcı bir süreç olan bilanço daraltma başlayacak. Halbuki, AMB, PBOC ve BoJ öngörülebilir vadede, mesela 2017 ortalarına kadar para basmaya devam edecekler. Arada oluşan faiz farkı dolar leyhine çalışacak. Dolar yarın veya ikinci Fed artırımına kadar değer kazanmayabilir, ama TREND olarak yönü hem G7, hem de GOÜ F/X’e karşı hep yukarı olacak.

Kafalarda çok sorulan bir başka soru ise Fed’in 2016 yılında kaç kez faiz artıracağı. FOMC Komite üyelerinin tahminleri 4 kez artışa işaret ediyor, futures 2 diyor, yatırımcı anketleri ise 3 kez 25 baz puana alışabileceklerini söylüyor.

Bu sorunun cevabını bulmak için kısaca ABD ekonomisinin 2016 falına bakmak zorundayız. Halen konsensus %2.25-2.5 arasında bir büyüme. Eğer bu gerçekleşirse, Fed en fazla 3 faiz artırımı yapar. Hele hele, son yıllarda olduğu gibi ekonomide kış aylarında geçici bir daralma baş gösterirse, ikinci faiz artırımı yaz aylarına sarkar, ve 2016 yılını 2 artırım ile kapatabiliriz. Bu Türkiye için büyük bir şans olur. Ben ilki Nisan ayında gelecek 3 faiz artırımı ve Dolar Endeksi’nin diğer para birimlerine karşı %5-7 kadar değer kazanacağı üzerine yaptım planlarımı, büyük ölçüde konsensusa sadığım.
Ama, emek pazarında atıl kapasite tükenmişse, ya da düşük enerji fiyatlarından gelen ekstra satın alma gücü ABD’li tüketici tarafından harcamaya dönüştürülürse, Fed umulandan çok daha hızlı hareket etmek zorunda kalır ve Türkiye’nin başı belaya girer. Şu kuralı benimseyebiliriz: ABD, G3 ve GOÜ’in senkronize hızlandığı bir gelecekte faiz artırımları ne piyasalara, ne de reel ekonomiye fazla bir zarar vermiyor ve aşırı kur oynaklığı yaratmıyor, eğer ABD tek başına coşarsa, ayvayı yeme durumları.

Fed’in parasal normalleşmesi tabii ki DİBS faizleri ve kredi maliyetlerini de artıracak. İşte burada GOÜ ve Türkiye’nin sorunları başlıyor. Çin’in 2016 yılında yuan’ın değerini bir miktar düşürmesinin şart olduğu yönünde nerdeyse cümle-alem fikir birliği içinde. Bütün Asya da Beijing’i takip edip rekabet gücünü korumak zorunda kalacak. Bunun üstüne yavaş NOMİNAL büyüme, zayıf dünya ticareti ve yerel para birimlerinin değer kaybetmesini de eklerseniz, dolar bazında tonla borçlanan şirketlerin geri ödemelerinde sorunlar çıkması olası. IMF ve BIS bu senaryodan çok korkuyorlar. Son 2 haftada ABD ve Avrupa junk (yatırım yapılır kredi notuna haiz olmayan) şirket tahvillerinde gözlenen panik ve satışlar, Fed’in niyetlerinin iyi anlaşılmaması durumunda, “spreadlerin” çok hızlı genişleyebileceğini, düşük kredi notlu tüm GOP kredi enstrümanlarının çok ağır bir dayak yiyebileceğini anımsatıyor. Bu durumda Türkiye gibi tamamen dış krediye bağımlı yaşayan ülkelerin ekonomisi de sarsıntı geçirecek. Ya daha az borçlanacağız, ya da daha yüksek maliyet yüzünden döviz açığı genişleyecek ve TL değer yitirecek.

Fed’in parasal normalleşme sürecinde cevap veremediğimiz en büyük soru ise psikoloji ve davranışlar. Fed QE’ler vasıtası ile yüzmilyarlarca dolar, evinden çıkmayı pek sevmeyen son derece muhafazakar parayı GOÜ’de macera aramaya itti. Bu fonların faiz hassasiyeti ne? Yani, Fed 2017’de fed funds’ı 125 baz puana çeker de, 2 yıllık tahvil faizi %1.75’i görürse, bu para hemen “bu kadarı bana yeter” deyip eve döner mi? Ya da bu fonları GOÜ’de tutacak yerel faiz ve opsiyon fiyatlarının (oynaklığın) seviyesi ne olmalıdır? Cevap veremiyoruz. Ama bazı basit kurallar koyabiliyoruz. Makul bir büyüme sergileyen, cari fazlası olan, iyi yönetilen GOÜ ekonomileri bu misafir paranın kaçışından korkmak için daha az nedene sahipler. Türkiye sizce bunlardan biri mi? Bence değil. Yüksek dış borç ödeme yükü ve enflasyon yanında bir de Rusya, Irak, Suriye ve PKK belası ile uğraşıyoruz. Eğer kurumsal para ABD faizine çok hassassa ve 1-2 Fed faiz artırımından sonra evine dönmeye başlarsa, ilk satış yiyecek ülkeler arasındayız.

İşin özeti şu, 2016 yılında da Fed konuşmaya devam edeceğiz ve her Fed toplantısı öncesi piyasalarda oynaklık zıplayacak. Fed’in faiz artırımlarının Türkiye gibi ülkeler için yararlı olmasına imkan yok, zarar vereceği kesin AMA NE KADAR zara vereceğini kestiremiyoruz. Bildiğimiz, daha doğrusu büyük yatırım bankalarının fonlara verdiği öğüt Türkiye’nin hala en riskli ülkelerden biri olduğu ve Fed şokları başlarsa hemen satılacağı ya da kredi maliyetlerinin hızla artacağı.

En son sözümü de söyleyeyim. AKP, Fed’in parasal sıkılaştırmaya nokta koyup bilanço daraltmayı başlattığı yıllara kadar iktidarda kalacak. Yani Fed Meselesi “2016’yı bir atlatsak, gerisi Allah kerim” denecek geçici bir şok değil. Türkiye’nin tasarruf, para ve maliye politikalarını kökten etkileyecek kalıcı bir süreç. Şu “bizi kasmaz” söyleminden vazgeçip, bir an önce yaklaşan zor zamanlar için tedbir almaya odaklansak iyi olacak. Emtia fiyatları ebediyen düşük seyretmez.
 

GÖRÜŞLERİNİZİ PAYLAŞIN, YORUM YAPIN:

Yorum Yapın: