TERCİH DEĞİL MECBURİYET

0
298

İtiraf edelim, uzun vadeli yatırımcı olmak çoğumuz için bir tercihten öte mecburiyet olmuştur.  Ne yazık ki para kazandığımız için değil para kaybettiğimiz için uzun vadeli yatırımcı oluyoruz.
Uzun vadeli yatırımcı olmak ezbere önerilen bir yöntem. Örneğin her yıl düzenli kar payı dağıtan, doğru ve dürüst yönetilen, gelecek vadeden bir şirketin hisse senedini alıp uzun vadeli ortak olmak iyidir. Siz bir de ortak olduğu şirket her sene düzenli zarar açıklayan, hisse senedinin fiyatı her yıl bir önceki yılın altına inen yatırımcıya uzun vadeli yatırımcı olmayı sorun.

Uzun vadeli yatırımcı olmak, her günün iniş çıkışlarından uzak durmak isteyen, piyasayla yakından ilgilenemeyen yatırımcılar için fena bir yöntem değil.  Uzun vadeli yatırımcı olmayı bilinçli bir şekilde tercih etmişseniz, yani ne yaptığınızın ya da ne yapamadığınızın farkındaysanız sorun yok. Sorun başka yerde.

Bir yatırımcı nasıl uzun vadeli yatırımcı olur? Genellikle bugün alıp yarın kazançla satmayı düşündüğü işlemi beklentileri karşılamayınca, zarar karşısında donan yatırımcı tipi, kısa vadeli işlem yapan ama işlem sonucunda zarar kesip kenara çekilmek yerine soranlara “ben zaten uzun vadeli düşünüyorum “ diyen yatırımcı profili.  Zarar kesmek yerine ümit kestiği için uzun vadeci olan yatırımcı.

Zararı daha da büyüten bu vade uyuşmazlığından kurtulmak için en baştan yatırım vadesinin belirlenmesi gerek. Yapılan işlemlerin sonuçlarının, işlem vadesini hızlıca değiştirmesine izin verilmemeli. Çok kritik gelişmelerin tabloyu değiştirdiği dönemleri elbette dikkate almak gerek. İşlem yapmadan önce hangi seviyeden kazançla çıkacağınızı hangi seviyeye kadar zarara tahammül edebileceğinizi belirlerseniz, işlem yapıp “taraf” olduktan sonra yaşananlar kararınızı ve işlem vadenizi değiştirmez ( taraf olduktan sonra sizi doğrulayacak kanıtlar arar, tersini görmek istemezsiniz) Böylece aslında vadeye değil hedeflediğiniz kar-zarar noktalarınıza bakarsınız. Hedefiniz yoksa vadeniz olmuş ne işe yarar?

Yatırımcılar için zor bir dönemdeyiz. Hangi dönem kolaydı ki diyebilirsiniz ama 2008’den sonra merkez bankalarının ekonomik sistemlerin tamamına ağırlıklarını koyduğu dönemde uzun vadeli yatırımcı olmak gerçekten zorlaştı. Krizi en az hasarla atlatmak için merkez bankalarınca uygulanan devasa parasal genişleme, sıfıra yakın faiz politikasının dünyayı getirdiği nokta belli. Bol ve ucuz paranın sarhoşluk etkisi geçiyor ama dünya normalleşemiyor. Hala bol ve ucuz parayla elde edilen ekonomik  kazanımların korunup korunamayacağını tartışıyoruz. Otoriteler çelişki içinde, artık söylenenlerle yapılanlar-gerçekler örtüşmüyor. Sözlü yönlendirmelerle de bir yere kadar. Bu durum ABD özelinde böyle, gelişen ülke piyasaları için ise hem ciddi fırsatlar hem de sarsıntı yaratabilecek risk unsurları var. Merkez bankaları ve otoriteler bile 3 ay sonrası için net konuşamıyorken, belki yılın son çeyreği için bir kez daha alttaki üç öneriyi tekrarlayabiliriz;

1- İlk amaç mevcut varlığınızı korumak olsun

2- Yüksek kazançlar peşinde olmayın

3- Enflasyon üzerinde kazancı kısa vadede elde ettiyseniz ( kabaca yıllık enflasyon %8, siz 1 ayda %8 kazandıysanız)  daha fazlası için hırslanmayın, kenara çekilmeyi bilin

GÖRÜŞLERİNİZİ PAYLAŞIN, YORUM YAPIN:

Yorum Yapın:

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.